Bölgemiz ve İnsanımız

Binlerce yıl önce B.Menderes Irmağının suladığı bereketli ovalar üzerine kurulmuş Aydın doğanın kültürle kucaklaştığı ve Türkiye’de turizmin başladığı ilk illerden biridir. Aydın, eşsiz nitelikteki antik çağın kent ve tapınakları ile muhteşem doğal güzelliklere sahiptir. Kent coğrafi konumundan ötürü çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış ve her bir uygarlık bölgede kendi izlerini bırakmıştır. Antik çağın Afrodisias, Milet, Alinda, Didyma, Nysa, Priene, Magnesia gibi önde gelen kentlerinde doğa filozofları Thales, Anaksimender ve Anaksimenes’i, tarihçi ve coğrafyacı Hekatais’u, şehir plancısı ve mimar Hippodamos ile İsidoros’u yetiştirmiş olan Aydın; Kuşadası ve Didim gibi sahil ilçeleriyle turizm açısından Türkiye’nin önde gelen kentlerinden biridir.

Günümüzde yüz binlerce turist ilimizi ziyaret etmekte, antik çağ kentlerinde geçmişin izleriyle buluşmakta, eşsiz flora ve faunasıyla doğayı olabildiğince gözlemlemektedir.

 


 

Coğrafi konumu nedeniyle ilk çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Aydın'ın kuzeyinde İzmir ve Manisa, doğusunda Denizli, Güneyinde Muğla yer alır. Batı sınırları ise Ege Denizi kıyıları çizer. İlin denizden yüksekliği 40 metredir.

Akdeniz ikliminin etkisindedir. Bu iklim şartları ve topografik yapı Aydın ve çevresinde iki ayrı bitki topluluğunun (maki ve orman) gelişmesine neden olmuştur. Bunun yanında zeytin, incir, turunçgiller, kestane vb. kırsal kesimde ise çam ve benzeri türler mevcuttur.

En yağışlı mevsim kıştır. Yaz mevsiminde yok denecek kadar az yağış almaktadır. Kar yağışı ender görünür. Aydın, özellikle batıdan gelen hava akınlarına açıktır. Rüzgar yönü daha çok doğu - güneydoğusudur. Bunu güneybatı (lodos) ve batı rüzgarları izler.

 


BOZDOĞAN
Büyük Menderes havzasının güneyinde Akçay'ın suladığı ovanın yanında yükselen Madran dağı eteklerindeki iki tepe üzerine kurulmuştur. Aydın'a 76 km. uzaklıktaki ilçenin ekonomisi tarıma dayalıdır.
Bazı kaynaklara göre Bozdoğan’ın 13.yy sonlarında kurulduğu ifade edilmekle birlikte, yöredeki tarihsel yapı kalıntıları ve buluntular çok eski çağlara aittir. Daha sonraki Roma, Bizans ve Selçuklu kültürlerinin izlerini taşıyan eserler de vardır. Koyuncular köyü yakınında bulunan Neopolis, Kavaklı köyü yakınındaki Bargasa yerleşmeleriyle Körteke kalesi, Örtülü ve Konaklı köylerindeki Sarnıçlar ve Kemer Köprüsü bunların başlıca örnekleridir. Kemer Barajı gölü çevresi, Mardan dağı gibi birçok doğal güzelliklere sahiptir. Mardan dağı eteklerinden çıkan memba suyu ünlüdür. Serin yaylaları, bol suları ile yeşil turizme açık yöre, her yana serpilmiş çeşitli kültür eserleri ile gezilip görülmesi gereken bir yerdir. Ekonomi tamamen tarıma dayalıdır. Başta zeytin, incir, üzüm, pamuk, kendir olmak üzere her çeşit meyve ve sebze yetiştirilir.
İlçede Büyük Menderes ırmağının kolu olan Akçay üzerinde bulunan Kemer Baraj Köprüsü, Bozdoğan-Akhisar köyü sınırları içinde Akçay suyu üzerinde tek gözlü olarak inşa edilmiş olan Kemer köprüsü, Bozdoğan-Altıntaş yolu üzerinde Armutalan Köprüsü, Körteke kalesi ile Piginda antik kenti bulunmaktadır.

 


BUHARKENT Aydın il merkezinin 86 km. doğusunda İzmir-Denizli karayolu üzerindedir. Anayol üzerinde bulunması ticaret ve sanayileşme hareketlerinde gelişme sağlamaktadır.
Buharkent 1902 yılında, modern bir planlamayla ve Burhaniye adıyla kurulmuştur. Bağımsızlık Savaşı’nda işgalci düşmana ilk kurşunun atıldığı yer olan Çubukdağ’a izafeten Çubukdağ olarak da anılmaktadır.
İlçede Kızıldere kaplıcaları bulunmakta olup, ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarım içinde büyük payı olan sulu tarım, sulama kanalı yapılmadan önce, ancak Menderes akarsuyunun hemen kıyılarında yapılabiliyordu. O dönemin en belirgin özelliği incir bahçelerinin çokluğuydu.
Yapımına 1960 yılında başlanan DSİ sulama kanalından 1995 yılında su verilmeye başlanmasıyla, ekonomik canlılık buna paralel olarak artmıştır. Yalnızca akarsu kenarında yapılabilen tarım geniş alanlara taşınma imkanı bulmuştur.

 
ÇİNE
Büyük Menderes Havzasının güneyinde, Çine Çayının suladığı yeşil alanlara bakan Mardan dağının güneybatı eteklerinde kurulmuştur. Aydın il merkezine 38 km. uzaklıktadır. Çine, Antik Karya ve İonya bölgelerini birbirine bağlayan geçit üzerinde olması nedeniyle Aydın'ın eski ve önemli yerleşim yerlerinden biridir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve gelişme dönemlerinde Muğla Livası’na bağlı olan Çine, Tanzimat’tan sonra Muğla’dan ayrılarak Aydın’a bağlandı. Bu dönemlerde, günümüzdeki ilçe merkezi olan Çine, Kıroba adlı küçük bir köydü. II. Abdülhamid zamanında Filibe, Çırpan, Zara yerlilerinden kalabalık bir göçmen grubunun bölgeye yerleşmesi nedeniyle Kıroba’nın adı Hamidabad oldu.
Ekonomisi tarım, ormancılık ve hayvancılığa dayanmaktadır. Tütün, pamuk, zeytin ve yer fıstığı yetiştirilir. Sanayii, çırçır, zeytinyağı gibi tarıma dayalı işletmelerin yanında, maden işletmelerinden oluşmaktadır. Seramik sanayinin ana girdisi olan maden rezervleri ve bunları işleyen fabrikalar ilçe ekonomisinin önemli bir dalını oluşturur.

DİDİM
Merkez ilçeye 123 km. uzaklıktadır. Büyük Menderes delta ovasının güneyinde, Altınkum Plajlarına çok yakın antik Didyma kentinin kenarındadır. Tarihi belgelere göre, Atina Kralı Kadros’un oğlu Neleus önderliğindeki bir grup İon tarafından kuruldu. Yöreye sırası ile Selevkoslar, Bergamalılar ve Romalılar hakim oldu. Kent,; Roma imparatorluğu ikiye bölününce Bizansın elinde kaldı. Selçukluların yöreye egemen olmasından sonra XII. Yüzyılda Menteşeoğulları Beyliği sınırları içinde kalan kent, bu beyliğin başkenti oldu. 1415 yılında Osmanlıların hakimiyetine girdi.
Mayıs 1990’da ilçe ünvanına kavuşan Didim’de turizme yönelik el sanatları oldukça gelişmiştir. Küçükbaş hayvancılık, tarım, kıyı şeridinde her mevsimde balıkçılık yapılabilmektedir. Didim gerek denizinin, plajlarının güzelliği ve gerekse tarihi zenginlikleri nedeniyle yılın her ayı yerli-yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. 1960’lı yıllarda küçük bir yerleşim merkezi olan ilçe; turizme verilen önemle birlikte büyük bir gelişme ve nüfus artışı göstermiştir. Eski ismi “Yenihisar” olan ilçe, yöre halkının isteğine uyularak 9 Nisan 1997 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan kararla Didim olarak değiştirilmiştir.
Apollon Tapınağı Artemis’in ikiz kardeşi Apollon adına, Brankhid kahinleri için yapılmıştır. Strabona göre; “Dünyanın en büyük tapınağı olduğundan çatısı örtülememiştir.” MÖ 494’te Persler tarafından tahrip edilen, büyük Aleksander, Seleukhoslar, Bergamalılar ve Romalılar zamanında yeniden kurulan ve eklemeler yapılan tapınak antik dünyanın en ünlü kehanet merkeziydi.

GERMENCİK
Aydın il merkezine uzaklığı 22 km’dir. Büyük Menderes havzasının verimli ovasının üzerinde yeralır. Dolma bir arazi üzerindedir. Germencik’in en eski yerleşim alanı, Ortaklar’ın 4 km. yakınındaki antik Magnesia kentidir. M.Ö. 7. yüzyılda Yunanistan’ın Magnesia yöresinden gelen Aiolialı’lar tarafından kurulduğu söylenir. Bizanslılar döneminde psikoposluk merkezi merkezi olan kent, Aydınoğulları Beyliği varislerinden Hıdır Bey aşireti tarafından bugünkü yerinde İğneabad adı altında kuruldu. Osmanlı idaresi altındayken Değirmencik olan yerin adı, zamanla Germencik olarak değişti.
Tarıma dayalı ekonomisinde Türkiye’nin en önemli ihraç ürünlerinden başta incir olmak üzere, pamuk, zeytin, meyan kökü ve susam yetiştirilir. Son zamanlarda sera sebzecilik, hayvancılık ve bilhassa tavukçuluk ile yumurtacılık ilçede ekonomik bir etkinlik kazanmıştır. Kaplıca kaynakları oldukça zengindir. Buna sebep ilçeden Söke’ye doğru uzanan bir fay çizgisiyle bağlı olan çatlakların olmasıdır. Çamköy’de sıcaklığı 60 dereceyi bulan çamur kaplıcası da; insan vücudundaki birçok ağrıların yanı sıra, bilhassa romatizmaya iyi geldiği söylenir.



İNCİRLİOVA
M.Ö. XIII. Yüzyılda, bölgeden Hitit egemenliği kalkınca, yöreye sırasıyla; Frigler, Lidyalılar, İonlar, Persler, Büyük İskender, Romalılar, Bizanslılar egemen olmuşlardır. Bir ara Bizanslılar tarafından tekrar 1096’da geri alınmışsa da, Menteşe bey tarafından 1280 tarihinde kesin olarak Türk hakimiyetine geçmiştir. 1310 yıllarında Aydınoğullarının olan topraklar, 1426’da II.Murat tarafından kesin olarak Osmanlı Devletine katılmıştır. 1400’lü yıllarda, Ahiler döneminde, gelen bir grup insan, bugünkü adı Kardeşköy olan Saray Çukur (Bir söylentiye göre Kazma Çukur) mevkiinde yerleşen Madanoğlu ailesi tarafından İncirliovanın ilk temeli atılmıştır. Tarım ve hayvancılık nedeni ile bulundukları yerin çevresine yayılan o günkü insanlarımız, sulak olduğu için önceleri adına Karapınar dedikleri bu yere; zamanla bataklıklar kuruyup yerlerinde incir ağaçları çıkmaya başlayınca, halk buraya 1934 yılında, İncirliova ismini takmıştır. Ekonomisi tarım ve buna bağlı sanayi işletmelerine dayalıdır. Özellikle sebzecilikte ülke genelinde oldukça söz sahibidir. Seracılık ve bal üretiminde büyük gelişme içindedir. Büyükbaş hayvancılığının yanı sıra tavukçuluk ve yumurtacılık son yıllarda gelişme halindedir.

KARACASU
Antik devirde şimdi Karacasu’nun yerine Gordio Teichos kenti vardı. Karacasu’nun eski ismi olan Yenişehir bu kentin üzerinde inşa edildi. Oğuz Han’ın oğullarından Aymür aşiretine bağlı Karasu Boyu kentin bulunduğu yere yerleşti. Bu isim tanzimattan sonra Karacasu olarak değişti. Kayralıların egemenliğindeki kent M.Ö. 189’ da Romalıların eline geçen kent, imparatorluğun ikiye bölünmesiyle Bizanslıların oldu. Selçukluların hakimiyetine giren bölge son dönemlerde Menteşe Beyliği’ne bağlandı. Sırasıyla Aydınoğulları Beyliğine ve Osmanlıların hakimiyetine girdi.
Denizden yüksekliği fazla olduğundan Akdeniz ikliminden farklı olarak yayla özellikleri gösterir. Baba dağı yamaçlarındaki kalker yapının dönüşümüyle meydana gelen mermerler; Aphrodisias antik kentinin kurulmasında ve buradaki heykelciliğin gelişmesinde etkili olmuştur.
Başlıca geçim kaynağı elma ve zeytinle birlikte, incir, üzüm, nar, narenciye, kestane, badem, şeftali, sebze, tahıl ve az da olsa pamuk ile tütündür. Topraktan imal edilen testi, çömlek ve turistik eşyalar; yayla turizmi ve Aphrodisias antik gelen yerli-yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir.




KARPUZLU
Tarihi M.Ö. 340 yıllarına dayanır. İlçenin batısındaki tepe üzerinde Pers Valisi Mousolus’un Kız Kardeşi Ada’nın Halikarnas’tan kovularak buraya yerleşmesiyle Alinda Kenti olarak kurulmuştur. Daha sonraları hızla gelişen kent, günümüzde granit kesme taşlardan yapılmıştır.
İlk önce Dalamanlı mevkiinde kurulan ilçe, daha sonra bu antik kentin güney doğu eteğinde Demircidere olarak kurulmuştur. Kasaba, daha sonraları, bölgenin bucak merkezi olmuş, Cumartesi günleri kurulan pazarı ile de alışveriş merkezi haline gelmiştir. Demircidere cumhuriyetimizin ilk kadın muhtarını seçen bir köy olması ile de ünlüdür. Belediye teşkilatının 1971 yılında kurulmasıyla kasaba olmuş ve bulunduğu ovanın ismi olan Karpuzlu ismini almıştır.

Halkının geçim kaynağı tarımdır. Dağları zeytin ve ormanlarla kaplı olan ilçenin ova kesimi verimli topraklara sahiptir. Süt inekçiliği ve arıcılık gelişmiştir. Sebze üretimi ilk sıradadır. Son yıllarda seracılığa geçilmiştir. Sanayi yeterli düzeyde değildir.

KOÇARLI
Eski bir yerleşim merkezi olan Koçarlı; M.Ö. 1200 yıllarında, önce Yunanistan’dan gelen Dorlar’ın yönetimi altına girdi. Daha sonra Karialılar kenti ele geçirdiler ve Akmescit köyünün kuzeyindeki yörede Amyzon kentini kurdular.1200’lü yıllarda Selçuklular ve Menteşeoğulları bölgeye hakim oldu. 1390 yılında Osmanlı Devleti’ne bağlandı.1520’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından Cihanoğullarına verildi ve bir fermanla 1715 yılında Koçarlı aşireti bölgeye yerleştirildi. Önceleri köy iken 1837’de bugünkü yerine taşınarak “Ayan”, 1946’da ilçe merkezi olarak belediye teşkilatı kuruldu.
Halk geçimin tarımdan sağlar. Çok kaliteli pamuk ve narenciye üretilmektedir. Zeytin başta olmak üzere çam fıstığı, buğday, üzüm, sebze, mısır, arpa, ayçiçeği, incir, kestane tarım ürünleri içinde önemli yer tutmaktadır. Dağlık kesimlerde arıcılık ve hayvancılık yapılmaktadır. Uranyum yatakları olan ilçede, Alüminyum fabrikasının yanı sıra tarım alet, pamuk, çırçır ve zeytinyağı fabrikaları vardır.



KÖŞK
Köşk’ün Etiler zamanında kurulduğu sanılmaktadır. Zamanla Lidyalıların, Kayralıların, İonların göç ve saldırılarına uğrayan kent, M.Ö. 281 yılında Suriye Kralı Selevkos’un eline geçti. Selçuklular zamanında Fındıklı şehri olarak anılıyorlardı. Aydınoğullarının eline geçen kent, 1390 yılında Osmanlı devletine bağlandı.
Eski zamanlarında Sandıklı olarak bilinen ilçe, 1653 yılındaki depremle Göçük ismi ile anılsa da daha sonra Köşk ismini almıştır. 1876’da bucak olan Köşk, 1932 yılına kadar Belediye idi. 1958 yılına kadar muhtarlık olarak yönetildikten sonra, Mayıs 1990 da ilçe ünvanına kavuştu.

Meşe, palamut, çam ormanlarının yanı sıra başta kestane olmak üzere, zeytin, incir, ceviz, nar, ayva, kiraz, elma, üzüm yetiştirilir. Ovaya doğru inildikçe narenciye, şeftali, sebze, pamuk, susam, mısır, buğday, kavun, karpuz halkın geçim kaynağıdır. Arıcılık ve süt inekçiliği son yıllarda gelişmiştir.



KUŞADASI
İzmir, Selçuk, Pamucak, Meryem Ana, Pamukkale, Didim, Bodrum, Marmaris gibi turistik ve tarihi yerlerin merkezi durumunda oluşu, ayrıca Sisam Adsıyla karşı karşıya bulunuşu nedeniyle en önemli turistik merkezlerden birisidir. İstanbul’dan sonra ikinci büyük deniz kapısıdır. Kuşadası İonya tarihi ile birdir. Yılancı Burnu denilen yerde Efes’e bağlı Neopolis ismi ile kurulduğu sanılmaktadır. Burada Etiler, Kayralılar hüküm sürdüler. M.Ö. 5. yy başlarından itibaren sırasıyla Persler, Atinalılar, Makedonyalılar ve Selevkosların egemenliğine giren Kuşadası, M.Ö. 64’de Roma’ya bağlandı. M.S. 395 yılında Bizans egemenliğine giren Kuşadası, Efes limanının Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlar yüzünden kapanması ile Efesli tüccarların yeni limanı olmuştur. Venedik ve Cenovalılarla ticaretin yapıldığı dönemlerde, yeni iskele anlamına gelen “Scalanova” ismi ile anıldı. 13. yy. ikinci yarısında Selçuklu türk Beylerinin idaresi altındayken, 1413’de Osmanlı egemenliğine girmiş, Sadrazam (Öküz) Mehmet Paşa tarafından imar edilmiştir.Müslüman Türkler önceleri Kuşadası yakınlarında Pilavtepe eteklerinde Andızkule’de otururlardı. İlçenin simgesi olan Güvercin Ada’daki kale 1834’de yapıldı. Kuşadası adı buradan gelmektedir. İlçe ekonomisindeki temel sektör hiç şüphe yok ki turizm ve buna bağlı olarak gelişen ticaret ve hizmetleridir. Söke ve Selçuk karayolları ile her iki yönde bağlı oluşu, Adnan Menderes Hava limanına yakınlığı, kruvaziyer turizmine uygun limanı ve uluslararası yat limanının bulunması Kuşadası’nı turizm yönünden daha önemli hale getirmiştir.

KUYUCAK
M.Ö. 2000 yıllarında Hitit egemenliğinde olan ilçe, M.Ö.1200 yıllarında Lidyalıların hakimiyetine girdi. Sırasıyla Pers, Roma, Bizans ve Selçuklular yönetimine geçen yöre 1425 yılında Osmanlı Devletine bağlandı.
Kent; asırlarca Aphrodisias ile Efes arasında yolculuk yapan askeri birlikler ile ticaret kervanlarının yerleşim yeri olarak ünlü idi. Kuyucak ismini nereden aldığına dair halk arasında iki rivayet vardır. Bir zamanlar bu köyde yaşayan Yörükler, birbirlerine oturdukları yerleri tarif ederken, iki tepe arasında bulunan Kuyucak’ı işaret ederek “Biz karşıkı koyakta oturuyoruz” dediklerinden, zamanla “Koyak” değişerek “Kuyucak” olmuştur. Bir başka rivayete göre de: Susuzluk çeken halkın açtığı kuyuların çokluğu nedeniyle yöreye “Kuyuçok” adı denildiğinden, bu zamanla “Kuyucak” ismini almıştır. Ekonomisinin temeli tarıma, hayvancılığa ve orman ürünlerine dayanır. Son yıllarda elmacılık, şeftali ve çilek gelişmiştir. Küçük kapasiteli de olsa ilçede çırçır ve zeytinyağı fabrikaları vardır.

NAZİLLİ
Nüfus yönünden Aydın’ın en büyük ilçesidir. Ülkemizdeki birçok il merkezinden nüfusça daha kalabalıktır. M.Ö. 546’da Lidyalılar’ı yenen Persler bölgeye egemen olmuş, M.Ö. 334’de Büyük İskender tarafından Makedonya topraklarına katılmıştır. Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Selçuklular Anadolu’ya gelince, Nazilli ve çevresi Türk-İslam uygarlığının etkisi altına girmiştir. Bu dönemden sonra bölgeye oğuz boylarına bağlı çeşitli oymaklar yerleşmiştir. 1390 yılında Osmanlı Devleti’ne bağlansa da daha sonra Aydınoğulları Beyliği egemenliğine girmiştir. 1425’te tekrar Osmanlı hakimiyetine bağlanmıştır.
Osmanlı zamanında alışveriş merkezi olması sebebiyle Pazarköy, sonraları Nazlıköy olarak anılmıştır. İlçe merkezi Kestel köyü iken, Nazilli’nin gelişme göstermesi üzerine 1831’de merkez Nazilli olmuştur.
1937 yılında açılışını Atatürk’ün yaptığı aşağı Nazilli’de kurulan Basma Fabrikası; bu kesimin ve sanayinin hızla gelişmesini sağladı. Bölge tarımı da fabrikadan etkilenerek, pamuk üretimi bilimsel bir temele oturmuş ve üretimde önemli artışlar sağlanmıştır. Sahip olduğu ulaşım kolaylıkları ve bereketli toprakları nedeniyle tarım çok önemlidir. Aydın il merkezinden sonra sanayide en gelişmiş ve sanayileşme hızı en yüksek olan ilçesi Nazilli’dir. Geçmişteki el dokumacılığı günümüzde hemen hemen kalmamıştır. Son yıllarda tavukçuluk, yumurtacılık, çilek ve seracılık önemli gelişme süreci içine girmiştir.

SÖKE
M.Ö. 5000 yılından itibaren yerleşim alanı olmuştur. İlk olarak Hititlerin egemenliğine giren bölge, M.Ö. 1200’de Kayralıların yurduydu. Sırasıyla İonlar, Lidyalılar ve Perslerin yönetimine girdi. Büyük İskender'in Anadolu’ya gelmesiyle Makedonyalıların, peşinden Roma ve Bizans egemenliklerinde kaldı. Malazgirt Zaferin’den sonra Türk dönemi başladı. Aydınoğulları beyliği zamanında yerleşen Türkmen Boylarından birinin beyi olan, Süleyman Şah tarafından dedesi Söke Bey adı bölgeye verildi. Yöre 1451’de kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı.

1891’de Belediye olan Söke; Türkiye’nin en önemli pamuk üretim alanlarındandır. Çevresindeki zengin ve tarıma elverişli topraklardan elde edilen ürünlerin pazarlandığı önemli bir ticaret merkezidir. Zeytin ve incir halkın geçim kaynakları arasındadır. El sanatları oldukça gelişmiştir. Dağ köylerinde ormancılık, arıcılık, Bafa gölünde ise balıkçılık yapılmaktadır. Sanayi yönünden büyük ölçekli fabrikalara sahiptir.



SULTANHİSAR
İlk kurucuları Hititlerdi. Daha sonra Frigler ve Lidyalılar yöreye hakim olmuşlardır. M.Ö. 6. yy2da yöre Perslerin hakimiyetine girdi. M.Ö. 264-238 yıllarında meydana gelen deprem felaketi sonucu halk, Nysa'yı terk ederek şimdiki Sultanhisar'a göç etti. Sırasıyla Makedonya, Selevkkos ve Bergamalıların yönetiminin ardından bu topraklar M.Ö. 64'de Roma İmparatorluğunun egemenliğine girdi. Bizans döneminden sonra çevreye Menteşeoğulları hakimdi.
 14. yy başlarında 1308’de Aydınoğulları Beyliğinin eline geçen kent 1390’da Osmanlıların oldu. Ankara Savaşı’ndan sonra bir süre daha Aydınoğulları’nın egemenliğine girse de, 1425 yılında tekrar Osmanlı topraklarına katıldı. Aydın Bey’in “Nilüfer Sultan” isimli kızı ilçeyi; “Hisar”ı olarak kabul ettiğinden “Sultanhisar” isminin buradan geldiği söylenmektedir.
İlçenin güneyi verimli Büyük Menderes toprakları üzerindedir. Bu nedenle halkın geçim kaynağı genellikle tarıma dayalıdır. Seracılık oldukça gelişmiştir. Aydın2ın en çok portakal ve şeftali yetiştiren ilçesidir. Başlıca sanayi kuruluşları zeytinyağı ve çırçır fabrikalarıdır. İzmir-Afyon demiryolu ve İzmir-Denizli Karayolunun kentin içinden geçmesi, ulaşım ve ticareti olumlu yönde etkiler.



YENİPAZAR
M.Ö. 7. yy’da Kimmerlerin istilasına uğradıktan sonra Lidya ve Perslerin dönemini yaşadı. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca yöre Bizans topraklarında kaldı. Daha sonra Selçukluların hakimiyetine girdi. M.S. 1455 yılında Cihanoğulları aşireti tarafından, Donduran köyünün sınırları içinde, o dönemin bir psikoposluk merkezi olan antik Ortasia Harabelerinin 5 km. batısında Telozlar Mevkiinde kuruldu.
Yörede çıkan sıtma hastalığından sonra halkın kaçarak şimdiki bulundukları yere geldikleri bilinmektedir. Çevredeki köylülerin bir pazaryeri olduğundan ve birbirlerine “Haydi yeni kurulan pazara gidelim” dediklerinden “Yenipazar” ismini aldığı söylenir.
Ekonomisi tarıma dayalı olup ayrıca sığır, koyun besiciliği ve arıcılık da yapılmaktadır. Çırçır ve zeytinyağı fabrikaları sanayi kuruluşları olarak sayılabilir. İçme suyu ilçe belediyesinin gelir kaynaklarındandır.

 

Tarihçe
 


XIX.Yüzyılda Aydında Bir Kervansaray

 

İskana uygun iklim koşulları ve bereketli toprakları ile “Uygarlıklar Vadisi” olarak adlandırdığımız Büyük Menderes Havzası tarihin her döneminde iskan edilmiş, yoğun bir kültür gelişimine sahne olmuştur. Havzanın kültür tarihini Peschlow tarafından Beşparmak Dağları’nda keşfedilen kaya resimleriyle günümüzden onbin yıl geriye götürmek mümkün olmuştur. Bu kültürel süreç içerisinde Aydın’ın önemli bir yeri vardır. İzmir - Denizli - Muğla yolları kavşağında olması onun bu önemini daha da arttırmaktadır.

Prehistorik Devirlerde Aydın’da bir çok höyük ve yerleşim yeri tesbit edilmiştir. Bunlardan en önemlisi bugün Belediye sınırları içerisinde kalan Deştepe diğer adıyla Dedekuyusu höyüğüdür. Bu höyükten elde edilen seramik buluntularına göre yerleşimin tarihi M.Ö. 4500 yıllarına kadar gitmektedir. Araştırmacıların Ege ve Orta Anadolu’da yaptıkları incelemelerde, Aydın’ın ilk tarihi bilgilerine Hitit kaynaklarında rastladığı açıklanmaktadır. Hitit kaynaklarına göre, batıda “Seha” adında bir ırmaktan ve onun suladığı bir vadiden söz edilmektedir. Bu, hiç kuşkusuz Büyük Menderes’tir. Seha’nın kuzeyindeki topraklara ise “Lukka” ülkesi diyordu. Hitit kaynaklarına dayanarak Apasa’nın Efes, Milavanda’nın Milet, Pariyana’nın Priene, İlyalanda’nın Alinda ve Waliwanda’nın Alabanda olduğunu biliniyor. Daha sonraları Ege kıyalarına gerek deniz yoluyla, gerekse doğudan ve kuzeyden gelen kavimlerin bu yöreyi istila etmesi sonucu yörede değişik uygarlıklar gelişir.

Tralleis bu günkü Aydın, Antik Çağ Yazarlarından Strabon’a göre Argoslu ve Trakyalı Kavimlerce kurulmuştur. İ.Ö. 8. ve 7.yüzyıllarda Batı Anadolu’ya Trakya’dan göç eden Kuzey kavimleri, iç Batı Anadolu ve Menderes Vadisine kadar yayılır. Nysa ve Magnesia gibi kentlerin bu kavimler tarafından kuruldukları ve daha önceki adı Atria olan Aydın’ı da onardıkları bilinmektedir. M.Ö. 400’de Spartalılar Aydın ve çevresini Perslerden almaya çalıştılar fakat başaramazlar. Tarihte ilk defa Spartalı General Thipron’un M.Ö. 400 yıllarında Perslere karşı giriştiği bağımsızlık savaşı sırasında anılan kent, M.Ö. 344’de Büyük İskender tarafından Pers egemenliğinden kurtarılan daha sonra Hellenistik Krallıklar arasında sık sık el değiştiren, Roma İmparatoru Neron döneminin sonuna kadar “Ceasarec” adıyla anılan Aydın, M.S. 1.yüzyılda “Tralleis” adıyla anılmaya başladı. Tralleis M.Ö. 260’da Magnesia Savaşlarından sonra da Bergama Krallarının eline geçer.

M.Ö. 129’da Roma İmparatorluğu’nun Asya Eyaletine bağlanan Tralleis, Pantus Kralı Mithridates Eupatoria’nın Roma Egemenliğine başkaldırmasıyla M.Ö. 88’den itibaren 4 yıl süreçle Pontusluların yönetiminde kaldı. M.Ö. 84’de tekrar Roma’ya bağlanan kent, M.Ö. 26’da şiddetli bir depremden hasar gördü. İmparator Augustus’un yardımıyla onarıldı. İsmi Caesarea olarak değiştirildi. Bölgede başta Tralleis olmak üzere, Aphrodisias, Miletos, Alinda, Alabanda, Nysa, Magnesia, Amyzon, Panionion, Neopolis, Mastaura, Antiokya, Gerga, Akharaka, Harpasa, Piginda, Orthosia, Phygela gibi önemli Antik Kentler kurulmuştur. Bizans egemenliğindeyken piskoposluk merkezi olan kent 12.yüzyılda Türk’lerin eline geçti.

Aydın Kenti 1282’de Menteşe Bey tarafından alınarak Menteşeoğulları topraklarına katılmıştır. Türkler, Ch. Texier’in belirttiği gibi mevkiinin korunaklı ve güzel olması nedeniyle şehrin adını Güzelhisar olarak değiştirmişler ancak Tralleis’de oturmayıp kentin güney eteğindeki Nekropol üzerinde yeni bir şehir kurmuşlardır. Güzelhisar daha sonra Aydınoğulları idaresine geçmiş ve 1426’da II.Murat tarafından Osmanlı topraklarına katılan kent Anadolu eyaletine bağlı bir sancak olur. Batı Anadolu’nun önemli bir kültür merkezi olan Aydın 16.yüzyıl sonlarında bir çok ayaklanmalara sahne olur. II.Mahmut döneminde Müşirlik, Tanzimat’tan sonra eyalet, 1867’de ise vilayet olur. Anadolu’nun ilk demiryolu Aydın-İzmir arasında yapılıp işletmeye açılır. 27 Mayıs 1919’ta Yunanlılar tarafından işgal edilir, 30 Haziran 1919’da geriye alınan kent tekrar işgal edilir. Kent 7 Eylül 1922 yılında işgalcilerden kurtarılır.

Güzelhisar adı XVII. yüzyıla kadar kullanılmış, ancak Anadolu Eyaletinde diğeri Menemen’in kuzeyinde olmak üzere aynı isimli iki şehrin bulunması ve herhangi bir karışıklığa meydan verilmemesi için Aydın Sancağında, Aydın Sancağındaki anlamında “Aydın – Güzelhisarı” veya “Güzelhisarı – Aydın” denilmiştir. Bu isim XIX. yüzyılın sonlarına kadar kullanılmış, giderek Güzelhisar düşmüş Aydın revaç bulmuştur. Aydınlılar altı yüzyıllık “Güzelhisar” ismini bir vefa örneği olarak Aydın’ın bir mahallesinin adında yaşatmaktadırlar. Güzelhisarı Aydın 1811’de sancak, 1826’da da yeni yapılanan Aydın Eyaletinin merkezi olmuştur.

Aydın bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. ili, modern bir kent, kültür ve tabiat varlıklarıyla bir açık hava müzesi görünümüyle yine tarihsel işlevini sürdürmektedir.

 

Aydın'a Geldiğinizde;

Ege yöresine özgün zeytinyağlı yemeklerinden, nefis incirlerinden, şaheser üzümlerinden ve narenciye ürünlerinden tatmadan,

Turunç reçeli almadan,

Başta çipura, kefal, mercan ve barbunya olmak üzere enfes balık türlerini denemeden,

Halı, kilim, deri giysiler, mücevherat vb. hatıra eşyaları satan zarif butiklere uğramadan,

Deve güreşi izlemeden,

Yenipazar ve Bozdoğan Pidesi yemeden,

İncir ve İncir reçeli yemeden,

Zeytin ve Zeytinyağı yemeden,

Kestane yemeden,

Kabak Tatlısı yemeden,

Paşayaylası'nı gezmeden,

Tandırını yemeden,

Kuşadası ve Didim'de denize girmeden,

Dönmeyin...

 

 

facebook.com/mehmeterdem09

twitter.com/mehmeterdem09

instagram.com/mehmeterdem9

webdesign: cagrikesen - 2015